05-2025

Filistinliler açısından felaket olarak olarak görülen İsrail Devleti'nin bağımsızlık ilanını ve ardından gelişen olayları nitelemek için kullanılır. Bu nedenle İsrail'in bağımsızlığını ilan ettiği tarih olan 14 Mayıs 1948 tarihini takip eden gün olan 15 Mayıs 1948 Nakba Günü olarak sembolleşmiştir.
O gün evlerinden ve yurtlarından kovulan Filistinlilerin dramı katlanarak devam ederken İsrail'de başgösteren yangınlardan kaçan İsrailliler nekbe görüntülerini hatırlattı.

TÜİK,Nisan ayında enflasyonun yüzde 3, yıllık enflasyonun 37,86 olduğunu açıkladı. ENAG'a göre Nisan ayı enflasyonu 4,46 olurken, yıllık enflasyon da 73,88 oldu. İTO ise, aylık enflasyonu yüzde 3,21, yıllık enflasyonu yüzde 47,21 olarak açıkladı.

George Orwell'in kült kitabı Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, yazarın geleceğe ilişkin bir kâbus senaryosudur. Bireyselliğin yok edildiği, zihnin kontrol altına alındığı, insanların makineleşmiş kitlelere dönüştürüldüğü totaliter bir dünya düzeni, romanda inanılmaz bir hayal gücüyle, en ince ayrıntısına kadar kurgulanmıştır.
Özellikle kitapta tanımlanan Big Brother kavramı günümüzde de sıklıkla kullanılmaktadır.
NE İÇİNDEYİM ZAMANIN
Ne içindeyim zamanın,
Ne de büsbütün dışında;
Yekpare, geniş bir anın
Parçalanmaz akışında.
Bir garip rüya rengiyle
Uyuşmuş gibi her şekil,
Rüzgarda uçan tüy bile
Benim kadar hafif değil.
Başım sükutu öğüten
Uçsuz bucaksız değirmen;
İçim muradına ermiş
Abasız, postsuz bir derviş.
Kökü bende bir sarmaşık
Olmuş dünya sezmekteyim,
Mavi, masmavi bir ışık
Ortasında yüzmekteyim.
Ahmet Hamdi TANPINAR

O şefkatli valide, çocuğunun hayat-ı dünyeviyede tehlikeye girmemesi, istifade ve fayda görmesi için her fedakârlığı nazara alır, onu öyle terbiye eder. “Oğlum paşa olsun” diye bütün malını verir, hafız mektebinden alır, Avrupa’ya gönderir. Fakat o çocuğun hayat-ı ebediyesi tehlikeye girdiğini düşünmüyor.
Ve dünya hapsinden kurtarmaya çalışıyor; Cehennem hapsine düşmemesini nazara almıyor. Fıtrî şefkatin tam zıddı olarak, o mâsum çocuğunu, âhirette şefaatçi olmak lâzım gelirken dâvâcı ediyor. O çocuk, “Niçin benim imanımı takviye etmeden bu helâketime sebebiyet verdin?” diye şekvâ edecek.
(Yirmi Dördüncü Lem'a)
![1950 Türkiye genel seçimleri, 14 Mayıs 1950 tarihinde düzenlenen ve TBMM 9. dönem milletvekillerinin belirlendiği seçim. "Gizli oy, açık tasnif" yönteminin ilk kez uygulandığı 1950 seçimleri, Türkiye tarihinin ilk demokratik seçimi olarak kabul edilir. 1946 genel seçimlerinden sonra, Cumhuriyet tarihinde tek dereceli olarak düzenlenen ve birden fazla partinin katıldığı ikinci milletvekilliği genel seçimidir.[1]
Liste usulü çoğunluk sisteminin uygulandığı seçimlerde oyların yaklaşık yüzde 55'ini alan Demokrat Parti kazandığı 416 milletvekilliğiyle TBMM'deki sandalye sayısının yaklaşık yüzde 85'ini elde etti. Bu seçimlerle Cumhuriyet Halk Partisi'nin 27 yıllık iktidarı da sona erdi. Türk siyasi tarihinde iktidarın ilk kez “barış havası” içinde ve halkın arzusuna uyarak “sükunetle” el değiştirdiği 14 Mayıs 1950 seçimleri, beyaz ihtilal olarak da adlandırılır.](https://www.ibrahimozdabak.com/wp-content/uploads/cache/2025/05/2025-05-14/184480406.jpg)
1950 Türkiye genel seçimleri, 14 Mayıs 1950 tarihinde düzenlenen ve TBMM 9. dönem milletvekillerinin belirlendiği seçim. "Gizli oy, açık tasnif" yönteminin ilk kez uygulandığı 1950 seçimleri, Türkiye tarihinin ilk demokratik seçimi olarak kabul edilir. 1946 genel seçimlerinden sonra, Cumhuriyet tarihinde tek dereceli olarak düzenlenen ve birden fazla partinin katıldığı ikinci milletvekilliği genel seçimidir.[1]
Liste usulü çoğunluk sisteminin uygulandığı seçimlerde oyların yaklaşık yüzde 55'ini alan Demokrat Parti kazandığı 416 milletvekilliğiyle TBMM'deki sandalye sayısının yaklaşık yüzde 85'ini elde etti. Bu seçimlerle Cumhuriyet Halk Partisi'nin 27 yıllık iktidarı da sona erdi. Türk siyasi tarihinde iktidarın ilk kez “barış havası” içinde ve halkın arzusuna uyarak “sükunetle” el değiştirdiği 14 Mayıs 1950 seçimleri, beyaz ihtilal olarak da adlandırılır.

948'den beri dinmeyen acı: Nekbe
İsrail'in 15 Mayıs 1948'de tarihi Filistin topraklarında bağımsızlığını ilan etmesi, Filistinliler için onlarca yıldır devam eden felaketler silsilesinin başlangıcı oldu.

Adalet-i İzafiye: "Cemaatın selameti için ferdin hakkı feda edilebilir" anlayışıdır. Zira cemaatin menfaati için ferdin hukukunu nazara almaz. Bu görüşe göre dokuz caninin cezalandırılması için bir masum feda edilebilir. Yalnız bu anlayış ancak adalet-i mahzanın tatbikinin mümkün olmadığı yerde caridir.
Adalet-i mahza; “Bir ferdin hakkını, bütün insanlar için de olsa, feda etmeyen adalet.” şeklinde tarif edilir. Bu adalette, hiçbir kimsenin en küçük bir hakkının bile çiğnenmemesi esastır. Cemaat için fert feda edilemez. "Bir gemide dokuz cani bir masum olsa o gemi batırılamaz.", görüşünü savunuyor ki, bu aynı zamanda Kur’an’ın adalet anlayışıdır.

Cazibedar bir fitne içinde bulunan ve daha aklını kaybetmeyen bazı gençlerle bir muhaveredir.
Bir kısım gençler tarafından şimdiki aldatıcı ve cazibedar lehviyat ve hevesatın hücumları karşısında “Âhiretimizi ne suretle kurtaracağız?” diye Risale-i Nur’dan meded istediler. Ben de Risale-i Nur’un şahs-ı manevîsi namına onlara dedim ki:
Kabir var, hiç kimse inkâr edemez. Herkes ister istemez oraya girecek. Ve oraya girmek için de üç tarzda üç yoldan başka yol yok.
Birinci yol: O kabir, ehl-i iman için bu dünyadan daha güzel bir âlemin kapısıdır.
İkinci yol: Âhireti tasdik eden fakat sefahet ve dalalette gidenlere bir haps-i ebedî ve bütün dostlarından bir tecrit içinde bir haps-i münferid, yalnız başına bir hapis kapısıdır. Öyle gördüğü ve itikad ettiği ve inandığı gibi hareket etmediği için öyle muamele görecek.
Üçüncü yol: Âhirete inanmayan ehl-i inkâr ve dalalet için bir idam-ı ebedî kapısı yani hem kendisini hem bütün sevdiklerini idam edecek bir darağacıdır. Öyle bildiği için cezası olarak aynını görecek. Bu iki şık bedihîdir, delil istemiyor, göz ile görünür.
Madem ecel gizlidir; her vakit ölüm, başını kesmek için gelebiliyor ve genç ihtiyar farkı yoktur. Elbette daima gözü önünde öyle büyük, dehşetli bir mesele karşısında bîçare insan; o idam-ı ebedî, o dipsiz, nihayetsiz haps-i münferidden kurtulmak çaresini aramak ve kabir kapısını bir âlem-i bâkiye, bir saadet-i ebediyeye ve âlem-i nura açılan bir kapıya kendi hakkında çevirmek hâdisesi; o insanın dünya kadar büyük bir meselesidir.

Çerkes Soykırımı veya Çerkes sürgünü, 1864-1867 yılları arasında gerçekleşti ve yaklaşık 1,5 milyon Çerkes'in yaşadığı Kafkasya'dan 500.000 ila 700.000 arasında insanın ölümüne yol açtı. Sürgün sırasında, yolculuk koşulları ve yaşanan çatışmalar nedeniyle binlerce insan hayatını kaybetti.

Gökte yıldızların önü terazi
Ülker ile aşar gider birazı
Yarın mahşerde de sorarlar bizi
Hak mizan terazi kurulur birgün
(Karacoğlan)

KARINCALAR ve FİRAVUN
Musa Aleyhisselam mucizesiyle sihirbazlara galip geldikten sonra Firavun kavmi içinde on sene kaldı. Bu süre içinde Firavun kavmi iman ile küfür arasında gidip geldi. Felâket gelince iman ettiler, felâketten kurtulunca küfre döndüler.
Yığınlar halinde karıncalar evlerine ve elbiselerine doluşmaya başladı. Karıncalar yiyecek namına ne varsa taşıyıp tükettiler. Yedikleri yemeklerin içine doldular. İnsanların elbiselerinin içinden bedenleri üzerine yürüdüler ve bedenlerini ısırdılar, taciz ettiler.
Nihayet evlerinin üstüne tuğladan ve kireçten karıncanın yürüyemeyeceği kaygan sütunlar yaptılar ve yemeklerini bu sütunların üzerine koydular.
Fakat bu da çare olmadı. Karıncalar bu sütunlara da tırmandı ve burada da yemek kaplarına doluştular. Firavun kavmini canlarına bezdirdiler.
Bu esnada Hz. Musa (as) Allah’ın varlığını, vahdaniyetini ve her şeye hâkimiyetini her fırsatta anlatıyor ve onları bıkmadan imana davet ediyordu.
Nihayet karınca ordusu rüzgârla ve yağmurla zaten iyice gevşeyen ve dökülmeye yüz tutan Firavun’un saray duvarının taş, çamur ve sıva taneciklerini söküp taşıyarak Firavun’un gözü önünde, Firavun’un bağırmasına ve etrafına yağdırdığı emirlere aldırmadan Firavun’un sarayını yerle bir ettiler.8
Bediüzzaman bu olayı şöyle anlatıyor: “Vahdette, ferdiyette, bir karınca bir Firavunu, bir sinek bir Nemrud’u, bir mikrop bir cebbarı o intisap kuvvetiyle mağlûp edebildiği gibi, nohut tanesi küçüklüğünde bir çekirdek dahi, dağ gibi heybetli bir çam ağacını omuzunda taşıyabilir.”

Türk demokrasi tarihinin kara lekesi: 27 Mayıs darbesi
Göstermelik Yassıada mahkemeden sonra Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan'ın

“Rivayette var ki: 'Fitne-i Ahirzaman o kadar dehşetlidir ki, kimse nefsine hâkim olmaz.' Bunun için, binüçyüz sene zarfında emr-i Peygamberiyle ümmet o fitneden istiaze etmiş, azâb-ı kabirden sonra, من فتنة الدجال ومن فتنة آخر الزمان vird-i ümmet olmuş.”

Akıl ve ahlak öldüğünde, millet bölünür. Kadıyı satın aldığın gün, adalet ölür. Adaleti öldürdüğün gün, devlet de ölür. - Fatih Sultan Mehmet.
















