İbrahim Özdabak Karikatürleri
  • Günlük Blog
  • Arşiv
    • 2000-2009
      • 2005
      • 2006
      • 2007
      • 2008
      • 2009
    • 2010-2019
      • 2010
      • 2011
      • 2012
      • 2013
      • 2014
      • 2015
      • 2016
      • 2017
      • 2018
      • 2019
    • 2020 –
      • 2020
      • 2021
      • 2022
      • 2023
      • 2024
      • 2025
      • 2026
  • Basından Seçmeler
  • Videolar
  • İbrahim Özdabak kimdir?
  • Sitenize ekleyin
  • İletişim
  • 2011
  • 2012
  • 2013
  • 2014
  • 2015
  • 2016
  • 2017
  • 2018
  • 2019
  • 2020
  • 2021
  • 2022
  • 2023
  • 2024
  • 2025
  • 2026

2024

« Albüme Geri Dön

10-2024

Acaba bir şeriat, karıncaya bilerek ayak basmayınız dese, tâzibinden men etse, nasıl benî Âdem’in hukukunu ihmâl eder? Münâzarât
İki adam büyük bir kilisenin önünde dileniyormuş. Birisi elinde “ben yahudiyim” yazan bir pankart tutuyormuş. Kilise çıkışında insanlar elinde “ben yahudiyim” yazısını tutan adamı gördükçe inadına karşısındakine para veriyormuş. Ama öyle böyle değil Yahudi'yi kıskandırırcasına göstere göstere dolarları karşısındakine veriyormuş. Sonunda temiz yüzlü akça pakça bir amca Yahudi'ye yanaşır ve şöyle der: -Evladım burası kilise, hıristiyanların kutsal yeri sen burada para kazanamazsın. Bunun üzerine yahudi kahkahayı basar, karşısındaki diğer dilenciye döner ve şunu söyler: -Salomon şuna bak, bize ticareti öğretiyor!
Okullarda hijyen ve temizlik büyük bir problem olarak öğrencilerin ve velilerin ana gündem maddesi haline geldi.
Medenilere galebe çalmak ikna iledir, söz anlamayan vahşiler gibi icbar ile (zor kullanarak) değildir. (Bediüzzaman)
“Bir zaman İngiliz devleti, İstanbul Boğazının toplarını tahrip ve İstanbul’u istilâ ettiği hengâmda, o devletin en büyük daire-i diniyesi olan Anglikan Kilisesinin Başpapazı tarafından, Meşihat-ı İslâmiyeden dinî altı sual soruldu. Ben de o zaman, Dârü’l-Hikmeti’l-İslâmiye’nin âzâsı idim. Bana dediler: ‘Bir cevap ver. Onlar, altı suallerine altı yüz kelime ile cevap istiyorlar.’ Ben dedim: ‘Altı yüz kelime ile değil, altı kelime ile değil, hatta bir kelime ile değil, belki bir tükürükle cevap veriyorum. Çünkü o devlet, işte görüyorsunuz, ayağını boğazımıza bastığı dakikada, onun papazı mağrurane üstümüzde sual sormasına karşı yüzüne tükürmek lâzım geliyor... Tükürün o ehl-i zulmün o merhametsiz yüzüne!’ demiştim.” (Bediüzzaman)
İsrail'in Gazze'de başlattığı soykırım birinci yılını tamamladı. 42 bin bebek, kadın, yaşlı insan öldürüldü. Yüzbinlere varan yarılı, yıkılan camiler, kiliseler, hastaneler ve milyarlarca ton moloz yığını.
Meclisin ve milletvekillerinin itibarını yerle bir eden suikastlar
Cennet Vatan'dan cinnet vatana
İyi olacak, iyi olacak dediler, seneleri yediler...
Müslümanların, yahudi ve hristiyanların yemesi haram olan domuzun 2006 yılında AKP hükümeti tarafından kasaplık hayvan statüsüne alınmasından sonra açılan yüzlerce domuz çiftliğinde üretilen etler nerede ve nasıl pazarlanıyor? Bir yılda üç-dört defa doğuran, her doğumda 10-20 tane yavrulayan ve her türlü atığı tüketebilen domuzun tavuktan bile ucuz bir maliyeti olduğu aşikardır. Ancak ülkemizde domuz ürünleri satan reyonlar hemen hemen yok denecek kadar azdır. Domuz eti satmak yasak değildir. İsteyen istediği kadar yiyebilir. Ancak gizli gizli, katıştırarak, aldatarak, sahtekarlık yaparak satmak korkunç bir ihanettir. Buna göz yumanlar, yol verenler, denetlemyenler ve bu icraata ses çıkartmayanlar
Sağlık Bakanlığı’nın 2021 yılında yayımladığı ‘Sağlık İstatistikleri Yıllığı’na göre, Türkiye’de antidepresan kullanımı 2010’da yüzde 33 iken, 2021’de yüzde 53’e ulaştı. Bu sayı 2024 yılına girdiğimiz bu günlerde yüzde 60’lara yaklaştı”Bu demek oluyor ki her 100 kişiden 60’ı antidepresan kullanıyor” dedi.
Cumhuriyet taürihinde görülmedik kadar 1,5 trilyon bütçe açığını kapatmak için pamuk eller cebe...
ÜCRETLİ ÖĞRETMENLERİMİZE GÖRÜLEN REVA (Bir öğretmenin feryadı) Bizler devlet okullarında ek ders karşılığı ücretli öğretmenlik yapmış, eğitim fakültesi mezunu, formasyon sahibi ÜCRETLİ ÖĞRETMENLER iz. Yıllarca meslektaşlarımızla aynı işi yapmamıza rağmen “ eşit işe eşit haklar “ ilkesinden faydalanmadık. Burada eşit işe bir parantez açmak istiyorum; aslında eşit iş değil ücretli öğretmenler genelde ya doğuda kimsenin gitmediği ya da batıda İstanbul gibi hayat pahalılığının yüksek olduğu yerlerde görev alıyorlar yani dezavantajlı bölgelerde… Şimdi bizler hak talebinde bulunurken devlet okullarında çalıştık diye değil, haklarımız verilmedi diye bulunuyoruz. Kimse de bu işi yapıyoruz diye bizi suçlayamaz. Bize sadece teşekkür edilmesi ve iadeyi itibar tarzında haklarımızın teslim edilmesi gerekiyor. Bizler öğretmen adayı değil öğretmeniz, öğretmen adaylarıyla değil kadrolu öğretmenlerle karşılaştırmalıyız. Haklarımızın da onlarla eşitlenmesi gerekiyor. Bize şart koşmaya çalışanlara söylüyorum, öncelikle bir çalışma şartlarımıza baksınlar orada yeterince şart var : 1 . Asgari ücret altında maaş 2. Yarım yatırılan sigortalar(emeklilik ömür yeterse) 3. Nöbet ücreti yok.  4.Kırtasiye yardımı yok  5.Aile ve çocuk yardımı yok 6. Mebbis kaydımız yok  7. Öğretmen kimlik kartımız yok. 8. Maaş promosyonu yok. 9. Mazeret izin hakkı yok  10.Hastalık ve refakat durumlarında sevk ve rapor alır ama ücret kesilir. 11. Sınıf öğretmenliği ve sosyal kulüplerde görev alır ama herhangi bir ücret ödenmez ! 12. Kadrolu öğretmen gelince ücretli öğretmenin işine son verilir ( onur kırıcı) 13. Yasal olarak çalışma alanı ve özlük hakları kısıtlıdır, istenmeyen herhangi bir durumda  birinci  dereceden suçludur. 14. Deprem bölgesinde olan ücretli öğretmenlere deprem tazminatı ödenmez!! Biriktirilen binlerce öğretmen adayı sebebiyle bizim haklarımızı vermek istenmiyor. Bu insanları biz biriktirmedik, biz verilmeyen  maaş , ssk, nöbet ücreti, banka promosyonları, aile ve çocuk yardımlarının karşılığı istiyoruz. 
Dünyada bir ilk olarak konulacak Kredi kartı limitinden vergi vermeyenlere şimdiden Ermeni, Yunan, Yahudi yakıştırması yapılmaya başlandı...
Alfred Nobel'e yazılan bir dost imzalı ihbar mektubu
Yer o dehşetli sarsıntısıyla sarsıldığında; Ve yer ağırlıklarını dışarı attığında; Ve insan, “Ne oluyor buna!” dediğinde; O gün yer, bütün haberlerini rabbinin ona vahyettiği şekilde anlatır. Zilzal Suresi 1-5. Ayetler
Makam saltanatında dünya birincisiyiz
Bebek katilleri
Peşin vergi verenler, veresiye vergisi silinenler
Yeni doğan bebekleri yoğun bakımda öldürüp devleti dolandıran bir çete ortaya çıkartıldı.
"Aklı öldürürsen ahlak da ölür. Akıl ve ahlak öldüğünde millet bölünür. Kadıyı satın aldığın gün adalet ölür. Adaleti öldürdüğün gün devlet de ölür." Fatih Sultan Mehmet Han'ı
2 Mayıs 2024 tarihinde Türkiye İsrail ile her türlü ticaret faaliyetini durdurduğunu açıkladı. Gönderilen malların Filistin varışlı olması halinde ancak ihracat yapılabiliyordu. Ocak ve Ağustos ayları arasında Filistin'e 77 milyon dolar seviyesindeyken bu yıl 400 milyon dolara yükseldi. Ve geçen yıl ihraç edilen makyaj malzemesi tutarı 202 dolar iken bu yıl 716 bin dolara kadar yükseldi. bombalar altında yaşayan Filistinlilere geçen
Meclisin tüm yetkileri için el Fatiha
SKANDAL TUTUKLAMA 50 yıla yakın bir süredir Yeni Asya çalışanı ve 32 yıldır Yeni Asya gazetesi Genel Yayın Yönetmeni olarak vazifi yapan Kâzım Güleçyüz x'te paylaştığı bir başsağlığı mesajı bahane edilerek tutuklandı...
ONUNCU RİCA: Bir zaman esaretten geldikten sonra, İstanbul'da bir iki sene yine gaflet galebe etti. Siyaset havası, nazarımı nefsimden kaldırıp âfâka dağıtmış iken, bir gün İstanbul'un Eyyüb Sultan kabristanının dereye bakan yüksek bir yerinde oturuyordum. İstanbul etrafındaki âfâka baktım. Birden, bakıyorum benim hususî dünyam vefat ediyor, bazı cihette ruh çekiliyor gibi bir halet-i hayaliye bana geldi. Dedim: "Acaba bu kabristanın mezar taşlarındaki yazıları mıdır ki, bana böyle hayal veriyor" diye nazarımı çektim. Uzağa değil, o kabristana baktım, kalbime ihtar edildi ki: "Bu senin etrafındaki kabristanın yüz İstanbul içinde vardır. Çünki yüz defa İstanbul buraya boşalmış. Bütün İstanbul'un halkını buraya boşaltan bir Hâkim-i Kadîr'in hükmünden kurtulup müstesna kalamazsın, sen de gideceksin." Ben kabristandan çıkıp, bu dehşetli hayal ile Sultan Eyyüb Câmisinin mahfelindeki küçük bir odaya çok defa girdiğim gibi, bu defa da girdim. Düşündüm ki: Ben üç cihette misafirim; bu menzilcikte misafir olduğum gibi, İstanbul'da da misafirim, dünyada da misafirim. Misafir, yolunu düşünmeli. Nasılki bu odadan çıkacağım, bir gün de İstanbul'dan da çıkacağım, diğer bir gün de dünyadan çıkacağım. İşte bu halette, gayet rikkatli ve firkatli elemli bir hüzün ve gam kalbime, başıma çöktü. Çünki ben yalnız bir-iki dostu kaybetmiyorum; İstanbul'da binler sevdiğim dostlarımdan müfarakat gibi, çok sevdiğim İstanbul'dan da ayrılacağım. Dünyada yüzbinler dostlarımdan iftirak gibi, çok sevdiğim ve mübtela olduğum o güzel dünyadan da ayrılacağım, diye düşünürken, yine kabristanın o yüksek yerine gittim. Arasıra sinemaya -ibret için- gittiğimden; bana, İstanbul içindeki insanlar, o dakikada sinemada geçmiş zamanın gölgelerini hazır zamana getirmek cihetiyle, ölmüş olanları ayakta gezer suretinde gösterdikleri gibi aynen ben de o vakit gördüğüm insanları, ayakta gezen cenazeler vaziyetinde gördüm. Hayalime dedim ki: "Madem bu kabristanda olanlardan bir kısmı sinemada gezer gibi görülüyor; ileride kat'iyyen bu kabristana girecekleri, girmiş gibi gör; onlar da cenazelerdir, geziyorlar." Birden Kur'an-ı Hakîm'in nuruyla ve Gavs-ı A'zam Şeyh-i Geylanî Hazretlerinin irşadıyla, o hazîn halet, sürurlu ve neş'eli bir vaziyete inkılab etti. Şöyle ki: O hazîn hale karşı Kur'andan gelen nur böyle ihtar etti ki; senin, Şimal-i Şarkîde, Kosturma'daki gurbetinde bir iki esir zabit dostun vardı. Bu dostların her halde İstanbul'a gideceklerini biliyordun. Sana birisi dese idi: "Sen İstanbul'a mı gideceksin, yoksa burada mı kalacaksın?" Elbette zerre mikdar aklın varsa, İstanbul'a ferah ve sürurla gitmesini kabul edecektin. Çünki bin birden dokuzyüz doksandokuz ahbabın İstanbul'dadırlar. Burada bir iki tane kalmış, onlar da oraya gidecekler. Senin için İstanbul'a gitmek; hazîn bir firak, elîm bir iftirak değil. Hem de geldin, memnun olmadın mı? O düşman memleketindeki pek karanlık uzun gecelerinden ve pek soğuk fırtına kışlarından kurtuldun. Bu güzel (dünya cenneti gibi) İstanbul'a geldin. Aynen öyle de; senin küçüklüğünden bu yaşına kadar, sevdiklerinden yüzde doksandokuzu sana dehşet veren kabristana göçmüşler. Bu dünyada kalan bir iki dostun var, onlar da oraya gidecekler. Dünyada vefatın firak değil, visaldir; o ahbablara kavuşmaktır. Onlar, yani o ervah-ı bâkiye, eskimiş yuvalarını toprak altında bırakıp bir kısmı yıldızlarda, bir kısmı âlem-i berzah tabakatında geziyorlar diye ihtar edildi. Evet bu hakikatı Kur'an ve iman o derece kat'î bir surette isbat etmiştir ki; bütün bütün kalbsiz, ruhsuz olmazsa veyahud dalalet kalbini boğmamış ise, görüyor gibi inanmak gerektir. Çünki bu dünyayı hadsiz enva'-ı lütuf ve ihsanıyla böyle tezyin edip mükrimane ve şefikane rububiyetini gösteren ve tohumlar gibi en ehemmiyetsiz cüz'î şeyleri dahi muhafaza eden bir Sâni'-i Kerim ve Rahîm; masnuatı içinde en mükemmel ve en câmi', en ehemmiyetli ve en çok sevdiği masnuu olan insanı, elbette ve bilbedahe sureten göründüğü gibi böyle merhametsiz, akibetsiz i'dam etmez, mahvetmez, zayi' etmez. Belki bir çiftçinin toprağa serptiği tohumlar gibi, başka bir hayatta sünbül vermek için, Hâlık-ı Rahîm o sevgili masnuunu bir rahmet kapısı olan toprak altına muvakkaten atar. {(Haşiye): Bu hakikat; iki kerre iki dört eder derecesinde sair risalelerde, hususan Onuncu ve Yirmidokuzuncu Sözlerde isbat edilmiştir.} İşte bu ihtar-ı Kur'anîyi aldıktan sonra, o kabristan, İstanbul'dan ziyade bana ünsiyetli oldu. Halvet ve uzlet, bana sohbet ve muaşeretten daha ziyade hoş geldi. Ben de Boğaz tarafındaki Sarıyer'de, bir halvethane kendime buldum. Gavs-ı A'zam (R.A.) Fütuh-ul Gayb'ıyla, bana bir üstad ve tabib ve mürşid olduğu gibi, İmam-ı Rabbanî de (R.A.) Mektubat'ıyla, bir enis, bir müşfik, bir hoca hükmüne geçti. O vakit ihtiyarlığa girdiğimden ve medeniyetin ezvakından çekildiğimden ve hayat-ı içtimaiyeden sıyrıldığımdan pek çok memnun oldum. Allah'a şükrettim. İşte ey benim gibi ihtiyarlık içine giren ve ihtiyarlığın ihtarıyla vefatı çok tahattur eden zâtlar! Kur'anın verdiği ders-i iman nuruyla, ihtiyarlığı ve vefatı ve hastalığı hoş görmeliyiz, belki bir cihette sevmeliyiz. Madem iman gibi hadsiz derecede kıymetdar bir nimet bizde vardır; ihtiyarlık da hoştur, hastalık da hoştur, vefat da hoştur. Nâhoş birşey varsa; o da günahtır, sefahettir, bid'atlardır, dalalettir.
Şimdi çok uzaklardasın...
CEZAEVİ KOĞUŞUNDA GEÇEN BİR CUMHURİYET BAYRAMI BEDİÜZZAMAN Said Nursî zulmen tutulduğu Afyon hap-sinde, tepkisini ölçmek ve bir mânâda "tahrik" etmekiçin koğuşuna bayrak taktıran Cezaevi Müdürüne şöyle"ders" vermişti: “Müdür Bey, size teşekkür ederim ki Kur-tuluş Bayramının bayrağını koğuşuma taktırdınız. Hare-kât-ı Milliyede İstanbul’da, İngiliz ve Yunan aleyhindekiHutuvat-ı Sitte eserimi tab ve neşir ile belki bir fırka as-ker kadar hizmet ettiğimi Ankara bildi ki Mustafa Ke-mal, şifre ile iki defa beni Ankara’ya taltif için istedi. Hat-ta demişti: ‘Bu kahraman hoca bize lâzımdır.’ Demek be-nim bu bayramda bu bayrağı takmak hakkımdır." BEN DİNDAR BİR CUMHURİYETÇİYİM BEDİÜZZAMAN: "Eskişehir Mahkemesinde benden sordu-lar ki: 'Cumhuriyet hakkında fikrin nedir?' Ben de dedim:'Eskişehir mahkeme reisinden başka daha sizler dünyayagelmeden ben dindar bir Cumhuriyetçi olduğumu elinizde-ki tarihçe-i hayatım ispat eder. Hülâsası şudur ki: O zaman,şimdiki gibi, hâlî bir türbe kubbesinde inzivada idim. Banaçorba geliyordu; ben de tanelerini karıncalara verirdim, ek-meğimi onun suyu ile yerdim. İşitenler benden soruyordu-lar; ben de derdim: ‘Bu karınca ve arı milletleri cumhuriyet-çidirler. O cumhuriyetperverliklerine hürmeten, tanelerikarıncalara verirdim.' Sonra dediler: 'Sen Selef-i Salihînemuhalefet ediyorsun.' Cevaben diyordum: 'Hulefa-yı Râşi-dîn; her biri hem halife, hem reis-i cumhur idi."'
Meşhur Babil Kulesi efsanesi mâlumunuzdur. Zamanın firavun meşrep bir kralı Allah’a karşı büyüklenme ve Allah’a savaş açma arzusuyla, yüksek bir kule inşa edilmesini emreder. İnşaatı devam ettiren halk, bir sabah kalktıklarında bakarlar ki dilleri değişmiş, birbirlerini anlayamazlar; ihtilâfa düşerler. Bu yüzden kulenin yapımını devam ettiremezler. Bir müddet sonra da kule harap olur, yıkılır. Halkın her biri de farklı yerlere dağılıp giderler. branice (Silahları gemiye yükledik) העמסנו את הנשק על הספינה İngilizce (Boğazınıza bastık) WE PRESSED ON YOUR THROAT Almanca (Çok bahtiyarım) ICH BIN SEHR GLÜCKLICH Arapça (Şam tatlı kaç para) كم سعر حلوى دمشق Yunanca (Komşu ne pişirdin?) ΓΕΙΤΟΝΕ, ΤΙ ΜΑΓΕΙΡΕΨΕΙΣ; Rusça (Paramı gönder) ОТПРАВИТЬ МОИ ДЕНЬГИ Çince (Ucuz organ bulunur) 廉价器官可供使用 Kürtçe (Hepimiz kardeşiz) EM HEMÛ BIRÊN IN
YATIRIMve tasarrufdanışmanı Mert Başa-ran, “Kredi kartı kullan-mamak lâzım. Kredikartları, kapitalist düzen-lerin, insanları sermaye-nin kölesi yapmak için kullandığı plastikten silâhlardır” dedi.
  • Konulara göre…
  • Site Haritası
  • İletişim Formu
  • Sitenize ekleyin

Copyright © 2008-2026 - ibrahimozdabak.com - Tüm Hakları Saklıdır. Karikatürler kaynak gösterilerek veya izin alınarak yayınlanabilir. Tasarım: EuroNur

Web sitemizde size en iyi deneyimi sunabilmemiz için çerezleri kullanıyoruz. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, bunu kabul ettiğinizi varsayarız.