08-2020

“Bir nevî mi’rac hükmünde olan namaz ile mânen ve hayalen veya niyeten iki cihandan geçip, kayd-ı maddiyâttan tecerrüt edip bir mertebe-i külliye-i ubudiyete (kulluğun geniş, umumî ve büyük mertebesine) çıkıp, bir nevî huzura müşerref olup ‘İyyake na’büdü’ (Ancak sana kulluk ederiz) hitabına, herkesin kabiliyeti nisbetinde bir mazhariyet-i azimedir.”16 Yani insan namazla, gaibane ibadetten muhataba sûretindeki ibadete yükselerek, Cenâb-ı Hak’la karşılıklı konuşma ve muhatap olma şerefiyle şereflenmektedir.

Ve ism-i Kuddûsün cilve-i âzamından gelen tanzif ve nezafet, bütün kâinatın mevcudatını temizliyor, güzelleştiriyor. Beşerin bulaşık eli karışmamak şartıyla, hiçbir şeyde hakikî nezafetsizlik ve çirkinlik görünmüyor. (Otuzuncu Lem'a)

Bir yanda sel var, bir yanda kan akar,
Bu belâ ateşi âlemi yakar,
Ağlayan bu beşer hep sana bakar,
Ey nümune-i rahmet-i âlem Risaletü’n-Nur!
Mâsumların kanlarını içerler,
Ebu Cehl’i, Nemrutları geçerler,
Ölümlerden ölümleri seçerler,
Ey şimdi bir rahmet-i âlem Risaletü’n-Nur!
Bir mikrop ki, ciğerleri dişliyor,
Kanımızla kendisini besliyor,
Temiz yurdu telvis edip pisliyor,
Ey bir eczahane-i rahmet-i âlem Risaletü’n-Nur!
Hasan Feyzi
(Rahmetullahî aleyhi ebeden dâimâ)














